KAVAKLARIN ALKIŞI

Mürdüm rengi, kadife bir gecenin sükûnetinde sessiz sedasız yürüyorum. Hafiften bir meltem yorgun gözyaşlarımdan ıslanmış yanaklarımı okşuyor. Ürperiyorum. Kavak ağaçları hep bu kadar küskün miydi? Yolun iki kenarından beni ve gittikçe hızlanan adımlarımı seyrediyorlar. “Yeter, bakmayın!” Meltem beni yavaşça kuzey rüzgarının soğuk kollarına teslim etmekte. Yağmur yağacak. “Olamaz!”

Koşmaya başlıyorum. Su birikintilerine bastıkça nemli ayaklarım daha da ıslanıyor. Her tehditten olduğu gibi yağmurdan da kaçıyorum. Kavaklar, poyrazın etkisiyle eğilip doğrulmaya ve bir yandan alkışı andıran sesler çıkarmaya başlıyor. “Durun, hakketmedim!” Alkış daha alaycı bir hâl alıyor. Rüzgârın uğultusu yuhalıyor beni. Bir baykuşun acı çığlıkları kulaklarımı tırmalıyor. “Durun!” Kara bulutlar dolunayın önünü kapatmış bile. Karanlık, gecenin tek hâkimi artık. “Korkuyorum, lütfen!” Gözyaşlarıma yağmur damlaları karışıyor. Kargalar gülüyor bana. O çirkin sesleri kulaklarımda yankılanıyor. “Susun!” Yağmur sıklaşıyor, kırılmış hayaller kadar sivri damlaları canımı yakıyor artık. Acınası hâldeyim. Birdenbire bir çatırtı ile irkiliyorum. Ardından bir gümbürtü… Arkama döndüğümde yaşlı bir kavak ağacının gövdesinin, bütün haşmeti ile çamurlu yolda uzandığını görüyorum. Yaprakları sapsarı, kabuğu ise kupkuru…  İncecik gövdesinde aşeka* tarafından zulme uğramamış bir dal bile kalmamış. Ah ne yazık!

Apartmanıma doğru yavaş yavaş yürüyorum. Ne beni sırılsıklam eden yağmur ne de baykuşun feryatları rahatsız ediyor artık. Sadece düşüncelerimin sesini duyuyor ve duygularımın soğukluğunu hissedebiliyorum. Derin bir su birikintisinde kendi yansımam ile göz göze geliyorum ve bu beni ilk defa rahatsız ediyor. Bu ben miyim? Ne kadar yorgun ne kadar pişman… O sırada üst kat komşum Melanya Hanımın balkondan sesi ilişiyor kulağıma. “Kızım ne yapıyorsun bu soğukta? İçeriye gelsene. Bak sonra hasta olacaksın.” Yüzümde sahte bir gülümseme ve kalbimde yalandan bir aitlik duygusu ile apartmanın kapısından içeri giriyorum. Evimdeyim.

Elektrikli sobayı yakıp eski koltuğuma uzanıyorum. Sobanın çıtırtıları ne zamandır bu kadar rahatsız edici? Yanımdaki raftan bir kitap alıp okumaya başlıyorum. O sırada camdan tıklatma sesleri geliyor. Kitabı sehpanın üzerine bırakıp uyumaya çalışıyorum fakat nafile…. Ses tekrarlıyor ve gittikçe daha da yükseliyor. Kafamı kaldırıp cama bakmamla gözlerimin dolması bir oluyor. Nefesim kesiliyor, kalbim sıkışıyor. Bir karga… Kafamı battaniyenin altına sokup sessizce ağlamaya başlıyorum. Karga, cama inadına daha da sert vuruyor ve rüzgârın uğultusu başımı ağrıtıyor. Kulaklarımda kavakların alkışı çınlıyor adeta. “Sus artık!” Sobanın çıtırtıları yeniden başlıyor ve bir karga daha geliyor. “Yeter!” Yağmur yeniden başladı üstelik bu sefer şimşekler de çakıyor. “Rahat bırakın beni!” Delirmek üzereyim, beni bir türlü rahat bırakmıyorlar. “Durun artık! Ben hiçbir şey yapmadım!” Tüm sesler aniden iki misli yükseliyor. Ellerimle kulaklarımı kapatıyorum. Sobanın alevi birdenbire harlanıyor. Yanmamak için kendimi son anda koltuğun arkasına atıyorum. Odanın sıcaklığı göz yaşlarımı kurutuyor. Ben ne yaptım? Olayların bu kadar büyümesine hiç gerek yoktu. O sırada bir yıldırım çakıyor ve ağzımdan çığlıkla karışık iki kelime dökülüyor. “ÖZÜR DİLERİM!” İçimdeki pislikleri dökermişçesine bağrıyorum. “ÖZÜR DİLERİM – ÖZÜR DİLERİM – ÖZÜR DİLERİM!” Duvarlarımda yankılanan bu beş hecenin eşliğinde bitkin düşüyorum. Nefes alış verişim gittikçe hızlanıyor. Tanık olduğum onca kabustan sonra uyumak istemiyorum fakat göz kapaklarım bana ihanet ediyor. Artık zar zor duyulan yankıların melodisine teslim oluyorum. 

Sabah kanepeden kalkarken gözlerim cama ilişiyor. Güneş bir anne şefkati ile gülümsüyor bana. Dünkü fırtınadan eser yok. Saat dokuz olmuş. Hızlıca giyinip işe doğru yola koyuluyorum. Kavak ağaçları meltem eşliğinde selam veriyorlar bana. Birkaç ötücü kuş kargaların adına özür diliyor benden. Bilmezdim, meğerse ne kolaymış bu vicdan illetinden kurtulmak. Caddeden geçerken köşedeki vitrininin camında kendimi görüyorum. Bu gerçekten ben miyim? Ne kadar huzurlu ne kadar mutlu… 

*aşeka; ağaçların gövdesine tutunarak büyüyen ve zamanla ağacı kurutan bir sarmaşık türü.

Zeynep Karahasan      

edebiyat Genel

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: