yüz leş be

Annemin sıcak tutsun diye indirimden aldığı pijamalarım üstümde, karışık çerezimin içindeki Antep fıstıklarını ayıklıyorum. Bazen bu ayıklamayı kendimi eğlendirmek için bir oyuna çeviririm. Mesela elimi kâseye atarken kâseye bakmamaya çalışırım. İşte o an bilemezsiniz her ihtimal iki parmak arasındadır. Leblebi mi gelecek Antep fıstığı mı? Bazıları Antep fıstığı gelsin diye büyük bir beklentiyle yapar bunu, ben sadece leblebi gelmesin diye dua ederim. 

Bazı bazı leblebi, ceviz gibi sevmediğim yemişler çıkınca da tırnaklarıma bakarım, sonra neyse derim zaten bu kısa tırnaklarla kabuk açması canımı yakıyordu. Birkaç gecedir televizyon karşısında kuruyemiş ayıklarken uyuyakalıyorum. Şu an benim yüzümden açık kalan tüm kuruyemiş kutusu nemlenmiş. Artık Antep fıstığı gelse de mutlu olamam. Tüm kaçan keyfimle Marlboro kutusuna meylediyorum. Annem evin içinde sigara içtiğimi görse muhtemelen ortalığı ayağa kaldırırdı. Kirlenen perdelerine mi daha çok kızardı yoksa kızının sigara içtiğini görmeye mi bilemiyorum. Neyse ki annem evime bayadır uğramıyor. Sürtmeli çakmakları hiç sevmem her zaman yanlışlıkla elimi yakacakmışım gibi bir his verir, onun yerine kalkıp mutfakta ocağın ateşinde sigaramı yakıyorum. Hani bazen uzun süre aç kaldıktan sonraki veya ayakta içtiğiniz sigaralarınız hafif bir başınızı döndürür içinizi soğutur ya, ilk nefeste ensemdeki soğukluğu hissediyorum. Ne zamandır yemek yemedim? Yanıt bulmam uzun sürünce en son dün sabah kahvaltıda yediğimi hatırlıyorum. İçeriden telefonumu getiriyorum son aramalara basıp Volkan Abiyi buluyorum. Volkan Abi bizim mahallenin bakkalı, öğrenciyim diye beni seviyor arada indirim de yapıyor. Volkan Abiyi arıyorum. Uzun süre açmayınca, telefonu tam kapatacakken o gür ses telefonda karşılıyor: 

“Alo Duygucum söyle güzelim”
“Volkan abi benim daireye bir kuruyemiş bir de şu üçgen şeklindeki sandviçlerden yollatsana”
Volkan abiyle ilişkimiz hep böyledir. Telefonu açar açmaz siparişimi veririm. O da bilir çok konuşmayı sevmediğimi, ardından bir şey demezdi. Öte yandan bu sefer karşı tarafta Volkan abinin sesini tekrar duyuyorum:
“Duygu canım bu gece yeni yıl ya ben dükkânı kapadım evdeyim güzelim.” 

Hızlıca “kusura bakma abi, iyi yıllar” diyip telefonu kapıyorum. Allah allah, ne çabuk geçti zaman? Bir haftadır televizyon karşısında mı yattım yani? Neyse diye düşünüyorum iyi dinlendim en azından. Eğer yılbaşıysa şöyle bir yemek söyleyeyim kendime o zaman. Hem KYK da bir hafta içinde yatmalı en geç. Parasız kalsam nolur sanki, dışarı çıktığımda yok. Köşede bir Gaziantep mutfağı vardı iki lahmacun söylüyorum uzun zamandır sıcak bir şey içmediğimi fark edince yanına yarım mercimek istiyorum. Ağzıma bir dal sigara daha koyup koltuğuma geçiyorum. “O Ses Türkiye Yılbaşı Özel” çıkıyor açar açmaz. Adını bile bilmediğim ünlü olduğu iddia edilen bi kadın “Keskin Bıçak” söylüyor. Bu şarkıdan ne kadar nefret ettiğimi bir kez daha hatırlıyorum. “Nerde bende o yürek yardan cayacak”mış peh, fazla arabesk yahu. Yani sene 2020 diyorsun hala mı Keskin Bıçak? Hala mı acıların kadını Bergen tripleri? Şarkıya olan kızgınlığım kapı zili ile kesiliyor. Gaziantepliler de hızlıymış he diyip kesik kesik gülüyorum. 

Kapıyı açıyorum ama karşımda kuryeyi göremiyorum. Sadece “Niye geldin” diyebiliyorum. Gelen benmişim. Evet benmişim. Gelen Duyguymuş. “Bunca zaman yoktun? Niye geldin?” diye tekrarlıyorum. “İnsan bi hoş geldin der canısı” diyip kıkırdıyor. Sanki kendi eviymişçesine 

içeri geçip koltuğuma kuruluyor. “Evini bok götürüyor şekerim, geldiğime dua et” diyor. Kızıyorum, çok kızıyorum. “Bir şey demeden çekip gidiyorsun sonra gelip dediğin ilk şey bu mu?” diyorum. Duyguyu bu evde istemiyorum. “Eee naptın bakalım anlat biraz” diyip suratıma bakıyor. Cevap vermiyorum. Zaten bana katlanamaz yine çekip gider. Ben Duygunun gitmesini istiyorum. Ben Duyguyu görmezden geldikçe o üzerime geliyor. Sanki bana inat yaparmış gibi kanalı değiştiriyor sesini açıyor. Adeta evime yerleşiyor. Erkek arkadaşıyla bağıra bağıra telefonda konuşmaya başlıyor. “Aşkım evet yeni yıla da böyle girelim hep birlikte olalım tamam mıı?” diyor. Çıkan her ses beni daha da sıkışmış hissettiriyor. Duygunun kurduğu her “aşkım”lı cümle canımı sıkıyor. Adını asla bilmediğim ve öğrenmeyeceğim herifle telefonu kapadıktan sonra Duygu bana dönüyor ve “Bi kahve yapayım şekerim şöyle bir güzel içip dertleşelim” diyor. “Kahve kalmadı” diyorum Duyguya. Her zamanki çok bilmiş, hazırcevap tavrıyla “E çay koyayım bari” diyor. “Çay da kalmadı” diyorum. “Ay ben Volkan Abiyi ariyim bari” dediğinde kızıyorum. Bağırıyorum. “Bana bak, yılbaşı günü kaç seneden sonra gelip benim evimde ev sahipliği yapamazsın” diyorum. “Hem sen herkesi kendin gibi kimsesiz mi sandın, Volkan abi evde. Ailesiyle. Dükkânı da kapalı.”. Duygunun duraksadığını hissediyorum. Kimsesiz demese miydim acaba? Amaan dediysem de dedim. Hem gerçekten de o kadar yalnız birisi o. Bilirim sürekli bi ilişki içindedir, değişen sevgililer, yattığı kalktığı o tuhaf adamlar… ama aslında nasıl bir kimsesiz olduğunu unutmak için hepsi. Zamanla düzelir sanıyor yalnızlığı yanında gezdirdiği o heriflerle. Öyle yalnızlık bitecek olacak olsa Tinder gibi sitede çıktığı gün bu dünyada kimsesizliğe son verilmiş olurdu. 

Titreyen sesiyle “Bu sefer abarttın” diyor. Üzüntüsünü fark edip onu mağlup edecek son hamleyi yapmaya meylediyorum. “Sende biraz kendine saygı olsa siktirip gidersin evimden! Ben bilmiyor muyum niye it gibi gezip gezip en son bana geldiğini? Yalnızsın işte yalnızsın sen Duygu! Ömrün beklemekle geçti kız, kaç senedir üniversite okuyorsun bi gün bitirmek geldi mi içinden okulu bile? Korkaksın sen korkak, dış dünyaya açılamayan bi korkak.” Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlıyor. “Napayım ne edeyim gecenin bu saatinde. Sana geldim işte” diyor. “Ama hak ettin kızım bunları. Yıllarca değer bilmedin sevgi bilmedin, nerede seni küçük gören adamlar vaktini onlarla tükettin. Şimdi kimsesizim diye çıkıp çıkıp bana geliyorsun ya, vallahi akıllanmazsın sen.” Pes etsin diye üzerine giderken Duygu sessizleşiyor. “İyi ben gideyim rahatsız ettim. Ama dikkat et dediklerinin ucu sana da dokunuyor.” diyor. Vallahi bu kadar sözden sonra ben de giderdim diye düşünüyorum. Ucu bana neden dokunuyormuş onu bir türlü anlamıyorum. 

Ümmünaz Yanık

edebiyat Genel

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: