İyi Akşamlar Deutschland

Semtin her yerinden görünen, civar binalardan daha yüksek, kül rengi açık otoparkın 4. katında iyicene eski bir araba park edilmiş. Soğuk, baygın gri kolonların arasında, paslanmış, lastikleri artık neredeyse kullanılamayacak kadar incelmiş, üzerindeki siyah boyası yer yer sökülmüş biçimde, betondan bu labirentin içinde pusuda bir asker gibi kamufle olmuş, bekliyor. Yılların birikimini taşıyan bir tetikçi edasıyla etraftaki boş park alanlarına ciddiyetle doğrulmuş, susuyor. En usta koleksiyoncunun bile modelini anlayamayacağı vaziyetteki bu kahırlı 72 model Kadett B, bir şeyler beklediği belli, ama ne beklediği belli olmayan bir halde bütün katı sessizliğindeki huzursuzlukla kaplıyor.  Sanki bulunduğu kattaki diğer bütün arabaların hurda olduğunu ve çalışmadıklarını biliyor gibi, bir mezarlık bekçisinin gerginliği ve sükunu ile park edilmiş, düşünüyor.  

“İyi akşamlar Deutschland! Bugün 12 Ocak Perşembe, saatlerimiz 19.00’ı gösteriyor. Her gün olduğunuz gibi bugünkü kasvetli iş çıkış saatlerinde de bizimle olduğunuz için çok teşekkür ederiz efendim. Bugün yine ülkenin her yerinde bol bulutlu, insanı bayan havalardan biri vardı. Aramızda kim bilir senelerdir bu kapalı gökyüzü ve gri bulutların altında dirsek çürütmüş kaç dinleyicilerimiz vardır. İster yakın zamanda gelmiş olun, ister geleli yıllar geçmiş olsun insan vatanını çok özlüyor be. Neyse, biz lafı fazla uzatmadan her zamanki gibi sizden gelen isteklerimize geçelim. Bugünü değerli dinleyenimiz Osman Bey ile açıyoruz efendim. Kendisi bizi Frankfurt’tan takip ediyormuş. ‘Geleli 6 sene oluyor ama hala Mersin’imin havasını, insanını, kaldırımlarını, her şeyini o kadar özlüyorum ki bazen kendimi çalıştığım marketin ofisine kilitleyip ağlıyorum’ demiş. ‘Buralar insanın hiç hayali gibi çıkmıyor. Memleketimden sürünüyoruz diye çıkmıştım, burada kafamızı yerden kaldıramaz haldeyiz. Meğersem ne değerliymiş kader kıymet bilmek. Neyse canım, dert anlat anlat bitmez. Küçük bir ricam olacaktı. Size zahmet Ayten Alpman’dan Ben Böyleyim çalabilir misiniz? Teşekkürler’ diyerek bitirmiş mektubunu Osman Bey. O zaman Ayten Alpman’dan Ben Böyleyim geliyor efendim. İyi dinlemeler.” 

Kıpırdadıkça arabanın aşınmış deri koltuklarından gelen haşırtı ile radyodan gelen müzik çakışıyor, insanı iyice sinir eden, beynini gıcıklayan bir ses oluşuyordu. Uzun siyah saçları alnını tamamen kapatmıştı. Çapaklı gözlerinin arkasında yarı korku, yarı öfkeyle yanan ateşin ışığı, önündeki kahverengi direksiyonu hafifçe aydınlatıyordu. Radyonun solgun sarı ışığı mıydı yoksa bu? Can sıkıntısı her halinden belliydi. Hareket etmiyordu. Hareket ettikçe duyduğu ses sanki kafasının içindeki her duvara çarpıp beynini patlatacakmış gibi hissettiriyordu. Radyonun sesi kısıktı ama rahatça duyuluyordu. Dışardaki ışıklardan sadece ikisi yanıyor, bir tanesi de her 7 saniyede bir kısacık yanıp sönüyordu. Ağır bir hareketle yan koltukta duran çantasının ön gözüne uzandı. Fermuarı yavaş bir hareketle açtı. İçi, bükülmüş, ince kağıtlı, sarı filtreli sigaralar dolu naylon bir poşet çıkardı. Poşeti açıp içinden en düz sigarayı alıp, ağzına götürdü. Vites kolunun yanındaki kibrit kutusunu aldı. Kutuyu açıp, bir kibrit çaktı. Bir anda ortaya çıkan, ağır kükürt kokulu gri bulutun içinde sigarasını yaktı. Bir duman çekti. Naylon poşeti ve kibrit kutusunu kısa bir hamleyle yan koltuğa fırlattı. Olabildiğince az, küçük hareketlerle ikinci bir nefes almak için sigarayı ağzına götürdü. Bir duman daha aldı. Bu seferki daha ağırdı. Boğazında sert bir yumru olduğunu hissetti. Yutkunmak zorlaşmıştı. Gerginliğin bedenini sardığını fark etti. Üçüncü bir nefes için hareketlendi. Sigarayı ağzına götürdü. Ve üçünün arasındaki en ağır dumanı ciğerlerine çekti. Korkunun yumruğu işte tam karın boşluğuna vurmuştu. Bedeninin soğuduğunu, teninin solduğunu, parmak uçlarının iyice buz kesildiğini hissetmeye başladı. Kendini sakinleştirmeye çalıştı. “Sakin oğlum, bi şey yok lan. Cemil Abiyi ararım şimdi halleder o. Adam bizi salacak değil ya.” diye geçirdi kafasından. Korkunun içinde incecik bir mantık dalına tutunduğunu hissetti. Cemil abi el atardı işe. Di mi? Atardı. Ya da acaba? Atardı herhalde ya. Aynen aynen. Kendisini avutmakta çok başarılı olamamıştı bu sözler. Ama bir nebze de olsa ne yapacağını biliyordu. Cemil Abi’yi arayacaktı.

 Vites kolunun önündeki bardaklığa koyduğu telefonuna uzandı. Elleri iyice soğumuştu. Telefonun tuş kilidini açtı, rehbere girdi. Kayıtlı iki üç numara içinden biraz aşağıya inince “Cemil Abi” yazısını gördü. 

“Efendim sırada Gökalp Bey var. Kendisi Münih’ten katılıyormuş aramıza. ‘İki senedir Almanya’dayım ama sizin radyonuzla birkaç hafta önce tanıştım. Ya ben nasıl böyle bir şey hiç aramadım, nasıl farkında olmadım bu programın diye de kızdım kendime sonra. Gurbet elde memleketimin ezgilerini sizde bulmak ne kadar güzel, ne kadar değerli bir duygu anlatamam. Allah sizden razı olsun.’ Demiş kendileri. Teşekkürler Gökalp Beyciğim esas sizden razı olsun. Bizi aramış bulmuşsunuz bizim için de bu çok değerli. ‘küçükken yazın hep babamla Giresun’daki bahçemizde vakit geçirirdik. Ormanda gezmeye çıkardık beraber sıkça. Upuzun, kalem gibi kayın ağaçlarının altında sazını alıp bağrı yanık türküler söylemeye bayılırdı. Ben de hayran hayran onu izler, yavaş hareketlerle sağa sola salınırdım. Ah ah babam… Ne güzel adamdın sen… Sizden ricam babam ve Giresun’umun hatırına Semiramis Pekkan’dan Bana Yalan Söylediler çalabilir misiniz? Çok teşekkürler’ demiş. Hay hay efendim. hatırına Semiramis Pekkan’dan Bana Yalan Söylediler geliyor. İyi dinlemeler…”  

Telefon birkaç kere ince ince çaldı. 

— Vay Ferhat’ım benim! Nasılsın canım?

— İyiyim Cemil Abi ya idare eder işte. Sen nasılsın?

—Ben de iyiyim işte ya bildiğin gibi. İşler içinde boğulup gidiyoruz. Senin okul nasıl gidiyor, alışabildin mi buralara?

—Valla şu ana kadar fena değil abi. Yavaş yavaş alışıyorum işte. 

—İyi iyi. Okumak güzel şey oğlum, oku. Baban boşuna vermedi onca parayı ta buralara gönderdi bak seni. Necip Abi hem büyüğümdür, hatırı büyüktür bende. ‘Ferhat’ımı okutamadın sen’ dedirtmem ona!

—Biliyorum abi sağ olasın. Ya abi seni ne için aradım, benim şu pasaport işini ne zaman halledersin?

—Allah allah! Halledeceğim oğlum. Sen de amma sabırsız çıktın ha. Senin gibi bir sürü kişiyle ilgileniyorum ben. Herkese nasıl aynı anda yetişeyim Ferhatcığım? Bir sürü kişi aynı anda milyonlarca şey istiyor benden. Bana da biraz anlayış göster ama! Lütfen yani! Halledeceğim dediysem halledeceğim! Seni koca ülkede pasaportsuz bırakacak halim yok ya! Lütfen ama ya. Bu kadar güvensiz davranacaksan hiç gelmeseydin ama!

—Yok abi estağfurullah, ben onu demeye çalışmadım. Sadece- 

—Ama Ferhatçığım böyle olmaz ki. Ben dedim sana buralar kolay değildir diye. Şimdi sen işin hemen kolayına kaçıp bizi de zorda bırakmaya çalışıyorsun. Olmaz yani! Lütfen ama! Biraz anlayış, biraz empati yani di mi? 

—Yok abi Allah aşkına yapma. Ben sana güvenmesem gelir miydim buralara böyle. Sadece bugün çok gerildim abi. 

—Ne oldu hayırdır?

—Ya abi restoranda iş bitmişti, yurda dönüyordum bi 2-3 saat önce. Tam işte sokağı döndüm baktım bizim yurt binasının önünde böyle baya baya zırhlı polis arabaları var, dışarda da bi ton insan birikmişti zaten. E tabi giremedim ben de içeriye. Şu yan mahalledeki açık otoparka geldim arabayı park ettim şimdi bekliyorum öyle. Bir saat falan önce Deniz’i aradım işte, n’oluyo diye sormaya-

—Deniz kim la? 

—Abi  şu kıvırcık saçlı, zayıf, Hatay’lı çocuk var ya, bizi aynı odaya koydun hani.  

—He tamam tamam hatırladım. Eee?

—İşte n’oluyo neden polisler var falan dedim, ‘kaçak kontrolü yapmaya gelmişler’ dedi. Baya her yeri didik didik arıyorlarmış abi. Evrak gösteremeyenleri direk götürmüşler. 4-5 tane Arap, 6-7 tane de Afrikalı çocuğu almışlar öyle dedi. O an orda bulunmayan öğrencilerin bile çanta, bavul, yatak, masa, çekmece ne varsa her şeylerini karıştırıyorlarmış. Benim her şey valizlerdeydi de, Allah razı olsun Deniz iki saat dil döküp ikna etmiş adamları bu valizler de benim diye. ‘Bu yatakta kimse yatmıyor mu? Nasıl iş o? Kimi odada millet 7 kişi kalıyor sen nasıl tek kalıyorsun?’ diye baya bi darlamışlar çocuğu. Bi şekilde dil döküp ikna etmiş, ben ekstra para ödüyorum tek kişilik kalmak için falan demiş. Aşağıya inip ödeme durumlarını kontrol etmişler o kadar yani. Resepsiyondaki eleman da sağ olsun herhalde farklı bir kayıt falan göstermiş. Deniz’e dedim polisler gidince bana yazarsın diye. Hala yazmadı işte onu bekliyorum. 

—Tamam tamam. Merak etme sen. Birazdan gider onlar sen de geçersin odana. Buranın polisi böyle götlükler çok yapar. Senin evrakları da hallederim bi ara ben, hiç merak etme sen. Neyse benim kapatmam lazım şimdi. Sonra konuşuruz. 

—He abi bi de son bir şey var çok hızlı.

—Buyur canım?

—Bu arabayı verdin sağ olasın da, bunun balatalar tamamen yanık abi. Araba zar zor duruyor. Bildiğin tanıdık var mı şunu ucuza halledebilecek? 

—Ne bileyim oğlum ben! Aşağı mahallelere in oralarda sanayi vardır illa. Bulur uygun bi fiyata yaptırırsın. Neyse, hadi selametle. 

Ve telefon soğuk, ağır bir sesle kapandı. Deniz’den bir mesaj yoktu. Korkusu pek dinmemişti ama tedirginliği bir nebze daha azdı. Elleri ve ayakları hala soğuktu, ama önceki gibi donuk değildi. Boğazındaki yumru olduğu yerde duruyordu, ama az da olsa hafiflemişti. Deniz’den hala bir mesaj yoktu. Radyoda bir iki kişinin daha istekleri çalınmıştı. Direksiyona çarpan solgun ışık olduğu yerde duruyordu. Dışarıdaki ışık yedi saniyede bir yanıp sönmeye devam ediyordu. Deniz’den hala bir mesaj yoktu. Bitmiş olan sigarasının izmaritini yere fırlattı. Yan koltuğa uzanıp naylon poşeti tekrar aldı. Tekrar bir sigara çıkardı. Ağzından, sadece sigara filtresinin duyabileceği yükseklikte, içi dolu bir küfür çıktı. Radyonun sesini biraz daha açtı. Saat ilerlemişti. Deniz’den hala bir mesaj yoktu. 

“Evet efendim, böylece bir günün daha sonuna geldik. Çok güzel istekler aldık sizlerden, çok güzide eserler dinledik. Eserlerden daha değerli, sizlerin hikayelerini dinledik. Yarın yine aynı saatte, burada olacağız. Biliyorsunuz frekansımızı sıkça değiştirmek zorundayız. Bu yüzden bizden haberdar olmak için internet sitemiz http://www.iyiaksamlardeutschland.com’u takip ederseniz çok seviniriz. Malum stabil bir frekansta kalamıyoruz. Belki de kalabilseydik bu kadar değerli bir programız olamazdı ama. Neyse canım, bir sonraki bölüm için bir isteğiniz olursa veya sadece içinizi dökmek isterseniz bile internet sitemizden bir mesaj kadar uzağınızdayız. Siz değerli dinleyenlerimize nereye gitsek bizimle geldiğiniz için, ve nereye gitseniz bizi de yoldaşınız yaptığınız için çok teşekkür ederiz. Sağlıcakla kalın. İyi Akşamlar Deutshcland.”

Barış Kalaycıoğlu