Bilinmeyenin Derinliği

“Felsefe neleri bilmediğini bilmendir.”

Sokrates

Felsefe, şüphe etmeyi destekleyerek insanı; çevresindekileri ve kendisini sorgulamaya iten bir bilgi arayışıdır. Kişi, yaşadığı hayatı anlamlandırma çabasıyla neden ve nasıl bu dünyaya geldiğini merak eder. Bu merak sonucu, kafasındaki sorulara cevap bulup ulaştığı cevaplarla yeni sorulara kapı açarak hayatına devam eder. Mesela, “Ben adil bir insan mıyım?” sorusunun cevabına önce “Adalet nedir, adil kimdir?” sorusu çözülerek yaklaşılır. Fakat hemen sonrasında “Kime göre adil, adalet kavramı görecelik gösterir mi?” sorusunun yanıtlanması gerekir. Bu şekilde zincirleme ilerleyen veyahut iç içe çözülmeyi bekleyen sorular, bu anlam arayışında bireyin elinde olan en değerli araçtır. Bu doğrultuda, en temel soruya ulaşmayı hedef alan insan, yaşadığı hayatı bir keşif yolculuğu olarak değerlendirebilir. Doğal olarak, bu yolculukta da keşfettiklerimiz kadar henüz gizini çözmediğimiz birçok durum veya kavram olacaktır. Sokrates’in “Felsefe neleri bilmediğini bilmendir.” sözünü içselleştirebilmek adına öncelikle “Neyi bilmediğini bilene kadar neyi bildiğini bilemezsin.” sözünü çözümlemek bizlere yardımcı olacaktır. 

Bilinmezden ürken insan, bilmediklerini öğrenebilmek için harekete geçer; okur, gözlemler, dinler veya paylaşım yapar. Sümbülün hangi koşullarda daha verimli çiçek verdiğini bilmeyen birinin, ister internetten ister bitki bakımı üzerine bir kitaptan araştırma yapması beklenir. Önce soğanlı bitkiler hakkında bilgi toplayıp sonrasında bu bitkilerin ne sıklıkla sulanması gerektiğini, güneşi sevip sevmediğini öğrenmesi gerekir. Bu bilgileri toplayan insanın aynı zamanda yaptığı araştırmalarla okuduğu direktiflerin mantık açısından örtüşüp örtüşmediğini görmek için öğrendiklerini sorgulaması süreci taçlandıracaktır.(Ne var ki, felsefede de ulaşılan cevaplara şüpheyle yaklaşılır.) Fakat tüm bu bilgi toplama süreci öncesi önemli bir nokta vardır ki, o da kişinin bu konu hakkında bilgi sahibi olmadığını fark etmesidir. Böylelikle, bilgi edinmesi gerektiğini görebilir. 

Sokrates’in sözüne gelince de felsefede önce insanın, varlığı ve var olanın anlamı hakkında kendisini tatmin eden bir bilgisinin olmadığını fark etmesi, ilk adımdır. Ve ulaştığı cevaplarla yetinmeyip sorgulamayı kesmeyen filozoflar bilginin sınırsızlığını görüp kabul etmiş insanlardır. Bu nedenle, bilmediklerinin bildiklerinden çok daha fazla olduğunun bilincinde olup şüphe etmeye devam eder. Bu şüphe de felsefenin temelini oluşturur. Bu sebeple, felsefeyi neleri bilmediğini bilmek ve bu karanlığı aydınlatma çabası olarak tanımlamak doğrudur.

Ekin Ünlü